4 Ağustos 2010 Çarşamba

Chiron - Bleed

Avustralyalı Dino Molinaro (bas) ve Michael Alani (vokal), Rus dark wave grubu Bi-2'nin elemanları Leva ve Shura ile 1997'de karşılaştığında kurulmuş bir grup Chiron. Toplamda, bir tane toplama albüm de dahil olmak üzere üç albüm çıkarttıkları düşünülürse, aslında birazcık "Kenarda Köşede Kalanlar" kısmına da dahil olmaları gerekir. Bunun sebebi dark wave türünün yanlış anlaşılması olduğu kadar Chiron'un, en azından "Bleed" albümünde, ortaya çıkarttığı müziğin sınıflandırılmasının imkansız olması.

Genel olarak bakıldığında, ilginç ve her an her şeyin olabileceği bir müzikle karşı karşıyayız aslında. Bleed, kesinlikle dar kalıplara sığmayacak bir albüm. Müzikal etkileşim bakımından ise aklınıza gelebilecek pek çok şey mevcut: Far From Me'deki bariz rock etkisinden Strangers'ın synth-popumsu havasına, Slipping Away'deki gotik rock etkisinden I Didn't Want This'in başındaki surf/ska usulü gitar tınısına kadar, çok ayrı tellerden çalarak müziği birleştiriyor albüm.

Kendi içerisinde aslında aşk ve aşkın kaybı üzerine bir albüm "Bleed", zira şarkıları tek tek aşkın kaybı karşısında çaresiz kalmış bir bireyin itirafları ve yalvarmalarından oluşuyor. Fakat bunu verirken, hiçbir zaman piyasa emo gruplarının ya da tipik, uçucu pop şarkıcılarının bayağılığını değil, çok basit bir dürüstlüğü kullanıyor. Seçtiği genel temayı iç burkan bir sadelikle ve numara çekmeden veren albüm, en neşeli anında bile bir burukluk hissi taşıması bakımından eşsiz bir eser denebilir - ki, aslında üzüntüyü ve aşk acısını vermek kolaydır. Zor olan şey, bunu verirken dinleyiciyi duygudan duyguya sürükleyebilmek ve klişelerden kaçınmaktır ki, Bleed'in de en başarılı yönü bu.

Esasen çok kısa (gereğinden kısa) sürmüş bir proje Chiron ve maalesef bu muhteşem albüm bunu doğrular niteliği ile de son burukluğu yaşatıyor dinleyiciye. Ki, daha sonradan kriterlerini açıkça belirteceğim mükemmel albümler kategorisine dahil bir albüm "Bleed" - tek kelimeyle eşsiz ve az çok müzik dinleyen herkesin kendisi için bir şeyler bulabileceği bir albüm.

Artılar: Albüm mükemmele çok ama çok yakın.
Eksiler: The Future şarksının biraz sakata bindirmesi ve Nikki'nin sonunda adamı germesi.
Kime tavsiye edilir: Herkese.



Şarkı Listesi:
1. Hearts of Fury
2. I Didn't Want This
3. Crying in the Night
4. Far From Me
5. Bleed
6. Love Is
7. Strangers
8. Disenchanted
9. Visions
10. Slipping Away
11. The Future
12. Nikki

3 Ağustos 2010 Salı

Grendel - Harsh Generation

Grendel, aggrotech/dark electro sahnesinde aslında fazlasıyla bilinen bir isim. Son zamanda türün powernoise etkileşiminin nispeten kırılması ve daha çok ritm/synth ile darkwave'e yakın geçmeye başlamasına denk gelen bir değişime de sahip grup aslında. Prescription: Medicide'ın daha noise etkileşimli ve prodüksyonu nispeten "kirli" müzikal altyapısı, Soilbleed EP'si ile yerini daha rahat ulaşılabilen bir müziğe bıraktıktan sonra, Grendel bir adım ileri gitti.

Bu adımın adı da Harsh Generation (Sert Nesil) ve ismine yaraşmak istercesine bir neslin sesi olma ihtiyacında. Hemen müziğin yapısına girelim: tipik aggrotech usulü pek çok öge yerinde. Synthesizer dizgelerinden oluşan sample bazlı müzik, her vuruşa bir kick ve bir snare ekleyen yapı, deli gibi vocoder'dan geçirilmiş vokaller ve karamsar, teknolojik garabetler çağına atıfta bulunan, Apple neslinin insanla makine arasındaki çizgiyi tehlikeli şekillerde kabul ettiğine doğru giden sözler var albümde.

İlginçtir ki, iki noktada Masamune Shirow'un efsanevi eseri Ghost in the Shell'den alıntı yapan albüm (birinde Mamoru Oshii'nin yönettiği Innocence: Ghost in the Shell'den ve diğerinde de Ghost in the Shell: Stand Alone Complex animesinden) aslında feci halde "cyberpunk" bir duruşa sahip denebilir. Hatta bir noktada, William Gibson'ın Neuromancer'ına (cyberpunk akımını başlattığı kabul edilen yapıt) bariz bir gönderme de içeriyor: New Flesh şarkısının nakaratındaki "Low life, high tech" ifadesi, aslında türü tanımlayan bir şablon.

Müzik olarak, resmen cyberpunk'ın "kendin yarat" felsefesini beslercesine tipik aggrotech formülüne yeni açılımlar getiriyor Grendel. Arada neredeyse canlı klavyeler kullanarak, normal enstrüman kullanımına yakın geçtiği zamanlar oluyor (bilhassa B.A.A.L. (Deliver Me) böyle bir şarkı) ve arada daha anlaşılır vokaller kulanıldığı da oluyor. Siber-neslin temsilcisi olma amacını elinde taşırcasına bir atmosfer yaratılmış albümde: kendinizi yeşil çizgilerden oluşan bir iletişim ağının tam merkezindeki sesi dinliyor gibi hissediyorsunuz.

Sonuçta Harsh Generation ismi gibi sert, temposundan asla bir şey kaybetmeyen, gümbür gümbür bir albüm: dans ettireceği kadar coşturacak, coşturacağı kadar da düşündürecek ve bir-iki noktada ettiği laflarla da dumura sürükleyecek bir albüm. Endüstriyel müzikten hoşlanıyorsanız mutlaka edinip dinlemeniz gerekir.

Artılar: Albüm mükemmel.
Eksiler: Yok.
Kime tavsiye edilir: Herkese.

Grendel Myspace: http://www.myspace.com/grendel

Grendel Kadrosu
[VLRK] aka JD Tucker - Vokal / sentez / programlama / sampling
[M4RC] aka M Martinez - Canlı davul/perküsyon / stüdyo programlaması
[S42H] aka S Pniok - Canlı sentez / ses yaratımı


1. Intro
2. Harsh Generation
3. Void Malign
4. The Judged Ones
5. Remnants
6. B.A.A.L. (Deliver Me)
7. Dirty
8. Hate This
9. New Flesh
10. Outro

Enfold Darkness - Our Cursed Rapture

Aslında black metal, herkesin tercih edebileceği bir müzik türü değil. İşin ilginci, bunun ardında pek çok black metal grubunun ancak rüyasında görebileceği türden bir "ideolojisinden rahatsızlık" yok: daha çok bütün müzik türlerinin başının belası olan "şablonlaşma" söz konusu. Fakat black metal'in, bütün negatiflerine rağmen, her metal alt-türünde olduğu gibi, sıyrılan üyeleri de mevcut: bu şablonlaşmaya karşı çıkan ve müziklerini belirli kalıplara sokmaktansa kafalarına göre takılıp müziğin özü olan "kendini ifade etme"den kopmayanlar.

Enfold Darkness bu tip bir grup.

2006'da kurulmuş olan grup aslında hayli genç ve fazlasıyla deneyimsiz sayılabilir fakat o kadar başarılı bir seviyeyi yakalamış durumda ki, kaşarlanmış adamlara taş çıkartıyor denebilir. Sumerian Records gibi bir dev şirketten çıkan grup, yarım saatten biraz daha uzun (neredeyse EP sayılabilecek) bir de albümle çıkıyor karşımıza Our Cursed Rapture ile.

Bu noktada, sadede atlayarak grubun müziğinden bahsetmek gerekli. Neden Enfold Darkness bu kadar başarılı ve sunduğu ürünün süre olarak kısalığına ve nispeten reklam yoksunluğuna rağmen efsanevi güzellikte? Çok basit: grup, sunum ve imajla değil, içerik ile taşıyor kendisini. O derece imajdan bağımsızlar ki, albüm kitapçığında grubun fotoğrafına bile rastlayamıyorsunuz. İmaj/sunumdan çok müzik/içerik odaklı olmaları onları özel ve güzel kılan şeylerin başında geliyor.

Ki, yaptıkları müzik muhteşem. Klasik black metal etkileşimi kesinlikle var: tiz brutal vokaller, taramalar ve blast beat'ler; bu etkileşimleri sağlam bir melodiye yatkınlık ve teknik death metalde gördüğümüz tip (ama gereksiz şovdan tamamen yoksun) bir enstrüman cambazlığı ile birleştiren grup, çoğu zaman düşülen "progresif takılacağız derken eldeki müziği anlamsız parçalar haline getirme" batağından sıyrılıyor. Kaldı ki, albümün geneli ve şarkılar son derece akıcı ve rahatça, kayarcasına ilerliyor: şarkılar kendi içlerinde gayet sürükleyici gelişimlere sahipler ve "Dead in the Brine" haricinde nakarat gibi noktalardan tamamen bağımsız olarak rahatça ilerliyorlar.

Albüm atmosfer olarak mükemmel, ve enstrüman kullanımı açısından çok başarılı. Hele hele "Dead in the Brine"da ard arda patlatılan ve şarkının çoğunu oluşturan sololar muhteşem - progresif metalcilerin uzayıp giden sololarını tamamen anlamsız ve boş gösteren güzellikte. Albümün bütününe yayılmış bir "groove" zaten söz konusu. Gereksiz sertlikten ya da sırf beyin oyma amaçlı gümbür gümbür ses öbeklerindense kendi halinde ama vurucu, coşku dolu ve aslında sözlere bakıldığında göründüğünden daha derin bir albüm yaratmış Enfold Darkness.

Bu grubu kaçırmayın diyorum, zira daha çok büyük işler yapacakları inancındayım.

Artılar: Albüm mükemmele çok ama çok yakın.
Eksiler: Vokalin bazen hiç anlaşılmaması ve grubun dağılmış olması.
Kime tavsiye edilir: Metal dinleyen herkese.

Enfold Darkness myspace: http://www.myspace.com/enfolddarkness

Enfold Darkness Kadrosu
Matt Brown - lead gitar ve vokal
James Turk - ritim gitar ve vokal
Justin Corser - vokal
A.J. Lewandowski - bas (an itibariyle grupta değil)
Jack Blackburn - davullar



1. The Rise of the Great Fornicator
2. In the Galleries of Utmost Evil
3. Our Cursed Rapture
4. The Benefits of Your Demise
5. Exaltations, Part 1
6. Exaltations, Part 2
7. Dead in the Brine
8. Altars of Perdition
9. The Sanctuaries

1 Ağustos 2010 Pazar

William Control - Hate Culture ve Noir


"Benim adım William Control, ve benden hoşlanmanızı istemiyorum."

Aiden denilince akla en son gelecek şeyin karanlık havalı elekronik pop olacaktır. Normalde rock grubu olan Aiden'ın piyanisti ve ana vokali William Francis'in, Aiden'da yaptığından farklı bir müzik yapmak istemesi sonucunda ortaya çıkan proje ise Aiden'ın özünden tamamen bağımsızdır.

Normalde, müzik topluluklarının üyelerinin kendi projelerini hayata geçirmek istemeleri çok da az rastlanır bir şey değil. Genellikle, bir grubun parçası olarak yarattıklarından tamamen farklı bir şey yapma arzusu ile doğan yan projeler ile karşılaşıyoruz (ya da beklenenin dışına çok az çıkabilen süpergruplar oluşturuyor bu mentalite ile başlayan birkaç üye).

William Control ise basit bir yan-proje olmaktan çok uzak.

William Francis Kontrolü Eline Alıyor

William Control'ün hikayesi, aslında William Francis'in uzun süre düşündüğü bir proje olarak başlıyor. Francis, bir röportajda bir ilham kaynağını şöyle açıklıyor: bir gece Londra sokaklarında yürürken eline "The Whipping Haus" isimli bir fetiş klübünün broşürü tutuşturuluyor. Francis, klübü merak ettiği için gittiğinde, içeriğin çok ilgisini çektiğini söylüyor: "Düşünsenize, yarın Pazartesi ve bu gece Whipping Haus'da olan erkekler ve kadınlar yarına takım elbiselerini giyip, kol düğmelerini ilikleyecekler, ataşelerini alacaklar ve bankalara, ofislere gidip dünyayı yönetecekler... fakat bu akşam, latex kıyafetler, kırbaçlar ve kelepçeler onları bekliyor."

William Control karakteri, bir çeşit modern kayıp ruh olarak tanımlanabilir. Geneline bakıldığında, dünyaya küsmüş ve içindeki ikilikten bıkmış, yorgun bir adam olarak görülüyor ve kendi karakterindeki açıkların farkında: William Control özünde aşka susamış, gerçek anlamda sevgi açı bir karakter fakat dünya onu o kadar yormuş durumda ki, aşkı bulamadığı için hedonizme ve bedene dönmüş. Ruhunu besleyemediği için bedenini besleyerek bu açığını doldurmaya çalışıyor ve bunun kendisini daha da tükettiğinin farkında.

Bu noktada karakterimiz kendi çelişkilerini dile getirerek ilk albüme başlıyor ve dinleyene, kendisi sevmeyeceğini ifade ediyor; sanki emin değilmişçesine de ekliyor, "benden hoşlanmanızı istemiyorum."

Hate Culture

William Control için sonun başlangıcı, ilk albüm olan Hate Culture (Nefret Kültürü). İsmine uygun bir albüm denebilir: zira Francis, üzerinde ciddi anlamda uğraşılmış ve tamamen kendine has bir müzikal altyapı ile, projenin kimliğini belirlediği kadar William Control karakterinin de kişiliğini belirliyor.

William Control, ilk albümdeki sözlerle ve müzikle dünyaya olan öfkesini kusuyor ve kustuğu her adımda kendi yorgunluğunu biraz daha hissediyor. Konsept olarak Hate Culture, dünyaya küsmüş, deli gibi istediği aşka olan inancını tamamen kaydetmiş ve bedensel açlıklarına odaklanarak aşkı bulamadığı için yorgun ve bıkkın William Control'un, dünyada son bir "alem gecesi" yaptıktan sonra intihar etme isteğini konu alıyor.

Şarkı üzerine şarkı, yeni synthesizer tınıları yakalamayı başardığı gibi kendi özel atmosferini de beraberinde getiriyor. William Control adım adım çaresizliğe sürüklenirken onunla birlikte siz de sürükleniyorsunuz - albüm akıcı, şarkılar yerli yerinde, oturmuş ve tamamen hem hikayeyi hem kendi bütünlüklerini rahatça taşıyabiliyor. William Francis'in sesi, ayrıksı vokal tarzı ile standart pop ya da synth-pop geleneklerinden ayrılarak albümün geri kalanına yayılmış "kendine haslık" havasına uyuyor - belki de rock geçmişinden dolayı rahatça standardın dışına çıkabilmesi albüme apayrı bir güzellik katıyor.

Hate Culture bittiğinde, William Francis son sözü söylemiş gibi yapıyor: "I walk until dawn then disappear" ("Şafağa kadar yürüyorum ve yokoluyorum.") fakat hikayenin sonu bu değil.

Şarkı Listesi:

01. Prologue
02. Beautiful Loser
03. Strangers
04. Hate Culture
05. Tranquilize
06. Razor's Edge
07. We're Already Here
08. Cemetery
09. Don't Cry For Me
10. Damned
11. The Whipping Haus
12. London Town

NOT: 10/10

Noir

Kaybolduğunu sandığımız William Control, ilk albümden iki sene sonra, "Noir" ile geri dönüyor.

Aslında aynen Hate Culture gibi sessiz sedasız çıkan fakat bu sessizliği hak etmeyecek güzellikte bir albüm Noir. William Control, müzikal altyapısını hafiften genişleterek daha önce inşa ettiği temelin üzerine birkaç kat çıkarcasına değişik yönlere gidiyor.

Hikaye olarak bakılırsa, William Control eski çaresizliğinden ve bitkinliğinden birazcık olsun sıyrılmayı başarmış ve biraz daha kendisiyle barışık - çok değil. Hala zihnini hedonist eğilimleri yönlendiriyor ve hala aşka inanmaya çok hazır değil, fakat kendini biraz daha bırakmak istiyor ve bu yönde ilerliyor. İşin sonunda William Control karakterinin öfkesinden ve nefretinden geriye sadece yorgunluk ve hayal kırıklığı kalıyor.

Albüm, öncekine göre daha inişli çıkışlı ve zaman zaman William Control'den alışkın olduğunuz havayı, yeni şeyler denemek adına fena halde dağıtıyor. Maalesef, "I'm Only Human Sometimes"a kadar William Control'u ne kadar özlemiş olduğunuzu düşündürüyor, fakat Can't Help Falling in Love ile birden kopuveriyor. Albümdeki şarkılar güzel de olsalar hiçbiri ilk dört ya da son iki şarkı kadar akılda kalıcı ya da "tanıdık" değil.

Bu "yenilik" bir açıdan hem avantaj hem de dezavantaj: karakter-bazlı bir konsept olarak William Control karakterinin kendisinden emin olmayışını çok güzel yansıtıyor, fakat aynı zamanda karakterin sevdiğimiz yönlerini geri plana itiyor. Müzik kendini tekrarlamak istemezken fazla uzağa kaçarak havayı bozuyor, fakat içeriği yeterince bağlayıcı olduğu için kurtarmayı başarıyor.

Uzun lafın kısası, "Noir", William Control konseptine yaraşır bir ikinci bölüm: karakterin kendisini gördüğü gibi, mükemmel değil ve olmaya çalışmıyor. Dürüst ve kararında bir albüm.

Şarkı Listesi:

01. Une Announce
02. Vorspiel
03. All Due Restraint
04. I'm Only Human Sometimes
05. Can't Help Falling in Love
06. Why Dance With the Devil When You Have Me
07. My Lady Dominate
08. Soliloquy
09. Dorian Gray
10. Ultrasound
11. Noir
12. Epilogue

NOT: 7/10

Son Sözler

William Control, ilginç bir deneyim sunuyor - gerek anlatılan hikaye, gerek müzik, gerek sunum olsun kesinlikle çok enteresan. Bu ilginçliğini, insancıllığına borçlu: William Control, yaratıcısı Francis'ten farksız olarak sadece bir insan - kendi ümitleri, istekleri, ihtiyaçları ve hayalleri olan, ve onun yolculuğunu bu kadar çekici kılan şey de bu.

Site: http://www.williamcontrol.com
Myspace: http://www.myspace.com/williamcontrol