20 Aralık 2010 Pazartesi

Dark Fortress - Eidolon

Genellikle gruplara son albümlerinden girdiğim için, hele hele öncesinde bir diskografi var ise, sondan başa gidiyorum. Dark Fortress ile de öyle olacak gibi, 2010 tarihli Ylem ile başladım bu gruba sonuçta. Bir adım geride ise, bayağı sevilen 2008 tarihli Eidolon var, bu yazının da konu mankeni bu albüm.

Şimdi, doğruya doğru, ben black metal seven bir insan değilim. Hatta militarist/satanist/faşist imajını gereksiz, Nuclear Blast etkietiyle çıkıp "fuck the system" çığlıklarını adi, o ne idiüğü belirsiz çivili kollukları ve zırhlar lüzumsuz bulurum. Dark Fortress'ı sevmeme yol açan şey zaten bu tip imaj okyanusunda boğularak türün klişelerinde kaybolup giden bir grup olmaması. Tamam, black metali black metal yapan pek çok müzikal öge var adamlarda, ama kasmıyorlar.

Efendim Eidolon aslında grubun yedinci stüdyo albümü. Grubun sadece sekizinci stüdyo albümünü dinleyebilmiş olduğum için, ister istemez Ylem ile karşılaştıracağım, ve zamanı gelip altıncı albüm Seance'ı incelediğimde de benzer şeyler olacak gibi.

Eidolon son derece sert bir albüm. Gerçekten fazlasıyla yoğun bir havası var - Devin Townsend gibi insanı dört bir yandan sıkıştıran ses duvarı yerine, omuzlarının üzerine çöküveren bir karabasan gibi bir atmosfer yaratılmış. Bunda zaten gitarların daha dinlerken boyun ağrıtan rifflerin de etkisi var. Ylem'in bazen sludge metale yaklaşan ağırlığı yerine daha gaz, daha sert ve daha hızlı geçişler var, fakat hiçbir zaman hızını alamamış bir hava mevcut değil.

Eidolon'un bir güzelliği bu noktada çıkıyor: albüm oturaklı. En coşkulu anlarıyla en karanlık ve ciddi geçişleri hep bu oturaklılıktan nasibini almış vaziyette: bütün parçalar yerli yerinde ve düzgün. Bu, kesinlikle yaratıcılıktan yoksun ya da şablon kurbanı demek değil, aksine, albümün kendine özgülüğü şarkılara da bulaşıyor. Klavye, bu albümde atmosferik destek için kullanılıyor ve albüme katkısı büyük. Ki, Morean'ın tınıdan tınıya rahatça kayan vokalleri de bayağı etkili: adamın brutal vokali bile çeşit çeşit gidebiliyor. Ki, Baphomet şarkısında ilginç bir koro bile yapmış adamlar. Zaten enstrüman kullanımı başarılı: gitarların salt tarama gitmemesi, davulların bile zaman zaman (olması gerektiği gibi) dinamizm sahibi olabilmesi grubun lehine işliyor.

Açıklamaya göre, albüm bir konsept içeriyor. Sözlerden çıkan şey, bir insanın çeşitli ritüeller aracılığı ile Lovecraft mitosundan çeşitli karanlık tanrıları kendisine çağırarak insanlıktan çıkması. Ki, bunu gayet güzel bir şekilde verirken aslında pek çok black metal grubunun sadece imajla ya da çığlık çığlığa aynı teraneleri tekrarlayarak deniyorken Dark Fortress efsanevi bir atmosferle bunu başarıyor. Daha The Silver Gate'in girişinden bastıran gizemli ve kapkara hava, giderek coşkulu bir hal alıyor ve albüm ilerledikçe atmosfer ağırlaşıyor ve şarkı üzerine şarkı üzerine şarkı, adım adım olayın kontrolden çıkmasını dinliyorsunuz. Morean'ın vokallerinin sözleri rahatça anlaşılır şekilde vermesi de bu açıdan büyük bir artı.

Kısacası, Eidolon, black metali bırakın, sert ve karanlık müzik seven herkesin leşini çıkartana kadar rahatça dinleyebileceği bir albüm diyebilirim.

Artılar: Deli gibi sert olması, yoğunluğu, eksiksizliği ve gereksiz rörerö olmaktan kaçınması.
Eksileri: Black metale has blast beat kullanımının ağırlığı ve dolayısıyla bu gibi ögeleri tanımayanları zorlama kapasitesi.
Kime tavsiye edilir: Black metal ve genel olarak metal dinleyen herkese.

Dark Fortress resmi sitesi ve myspace: http://www.myspace.com/darkfortress (resmi site, myspace sayfasına yönlendirme içeriyor.)

Eidolon albüm kadrosu:Morean: Vokal
Seraph: Davul
V. Santura: Lead gitar
Asvargr: Gitar
Draug: Bas gitar
Paymon: Klavye



1. The Silver Gate
2. Cohorror
3. Baphomet
4. The Unflesh
5. Analepsy
6. Edge of Night
7. No Longer Human
8. Catacrusis
9. Antiversum

19 Aralık 2010 Pazar

Puissance - Grace of God

Martial industrial garip bir tür, zira "industrial"ı az "martial"ı çok bir müzik içeriyor: müziğin kökeninde aslında neo-klasik ve neo-folk türlerini besleyen Avrupa müzikal toplulukları yatıyor. Müziğin etkileşimi bol: yukarıdakiler haricinde ambient, dark ambient etkisi olan var, daha endüstriyel olarak power electronics ile harmanlayan var, sadece death industrial hesabı bir "atmosfer" yaratmaya çalışan var: ve hepsinde, az ya da çok, askeri imgelemler ve/ya ritmler (marş ve bando ritmleri) var.

Puissance ise aslında çok klişe ve çok bilindik bir topluluk, fakat klişe diye es geçilmemesi gerekmekte. Grup Equilibrium Music bünyesinden çıkıyor, ki bu adamların bize Triarii, Across the Rubicon, Infestation, Les Fragments de la Nuit, Arditi, Ashram, Hexperos ve daha öncede Aenima gibi isimleri veren şirket oldukları düşünülürse, bu bile bir artı puan olarak yazılabilir Puissance'ın hanesine.

Bir kere bariz bir şekilde martial industrial türünün "endüstriyel" yönünü de en az "ordu" yönü kadar ağır kullanan nadir topluluklardan (misal Trioire, Triarii ve pek çok diğerleri canlı enstrümanları tercih ediyorlar.) Synthesizer kullanımı, türün standart özelliği olan çeşitli siyasi figürlerin konuşmalarından alınmış ufak parçalarla, sözlerle ve etkileyici ritmlerle harmanlanıyor ve ortaya ilginç bir müzik çıkıyor. Vokaller bazen sadece konuşmadan ibaretken bazen resmen koroya yaklaşan melodilerle yükselebiliyor - vaaz verilmesi ile gerçekten ağıt yakılması arasında gidip gelen bir vokal tarzı hakim albüme.

Albümün bir diğer yönü ise, son derece sakin ve son derece epik bir albüm olması. Grace of God'ın insanlığın gezegenden silinmesi için yalvaran, doğaya tapma ayininden tutun da, Walls of Freedom'ın daha "romantik" askeri tınılarına, Conspiracy'nin silah fabrikası çağrıştıran havasına kadar, her şarkı ayrı bir savaş sahnesi, ayrı bir güzellik. Albümde boş yok denebilir, ki zaten 8 şarkıcık bir albümden bahsediyoruz, bir zahmet boş olmasın arada.

Sözlere gelirsek.... Ekstremist solcu denilebilecek bir duruşa sahip bir albüm Grace of God ve her zaman çok ilginç sözlere sahip. Gerçekten de, dinlerken, insanın aklına uygun adım yürüyen askerleri ya da özgürlüğü için ayaklanan halkları getirecek atmosferi asla yakanızdan düşmüyor ve eğer sözlere kulak veriyorsanız rahatça verilen mesajı algılıyorsunuz. İşin ilginci, "mesaj" o kadar da bodoslama ya da "Abi yine mi, niye ısarlar kendi siyasi görüşünü kulağıma sokuyor bu insanlar ya!?" dedirtecek tipten değil (ve bir System of a Down "siyasiliğinden" kesinlikle bahsetmiyoruz.)

Uzun lafın kısası, genellikle endüstriyel müziğin alt-sınıflarından sayılan martial industrial türünün (ben folk derdim aslında, ya da post-modern müzik, bilemeyeceğim) en güzel örneklerinden birisidir albüm. Birazcık açık fikirli olan herkese tavsiye edilir.

Artılar: Atmosfer, şarkıların genel güzelliği, askeri ritmler ve genel olarak oturaklı olması.
Eksiler: Herkese hitap etmeyebilecek olması, kısalığı.
Kimlere tavsiye edilir: Martial industrial sevenlere ve genel olarak Equilibirium Music gibi firmaları takip edenlere.

Puissance myspace: http://www.myspace.com/puissancebackincontrol
(Grubun resmi sitesi, artık namevcut)

Grace of God albüm kadrosu:
Henry Möller
Frederik Söderlund
(nedense bu adamların hangisi ne yapıyor albümde bir türlü bulmayı başaramadım, fakat ikisi oluşturuyorlar grubu, orası kesin)



1. Grace of God
2. Stance
3. Walls of Freedom
4. Warzone
5. In Death
6. Conspiracy
7. Brittle
8. Loreto

Latexxx Teens - Death Club Entertainment ve Adrenochrome

Bu özet kullanılabilir değil. Yayını görüntülemek için lütfen burayı tıklayın.

18 Aralık 2010 Cumartesi

Lavinia - There is Light Between Us

Boston, Massachusetts'li bir yeni post-rock grubu, Lavinia. İsmini Roma mitolojisinden alan topluluk, 2010'da, sene boyunca kaydedilmiş demosunu yakın zamanda yayınladı. Normalde, çeşitli indie rock topluluklarının üyelerinden oluşan bir post-rock "süpergrubu" olan Lavinia, Josh Megyesy (The Burning Paris, the Fatal Flaw; gitar ve banjo), Alex Mihm (Eksi Ekso; davul) ve Nate Shumaker (The Burning Paris, the Fatal Flaw; gitar/besteci/vokal)'den oluşmakta.

There is Light Between Us ise, düşününce, hem ismine çok uygun hem de kesinlikle çok tezat bir müzik barındırıyor içinde. Ağır ilerleyen, bazen buram buram shoegazer rock kokan, ama çok uzun olmayan şarkılara sahip EP; arada giren vokaller de olmasa, rahatça enstrümental atmosferik rock olarak takılacakmış havasına da sahip. Atmosferi ise sabit olarak melankoliye gömmese de, oraya doğru bariz bir eğilim segilemekte: gerek vokal olsun, gerek gitarların eğilimleri olsun, gerek şarkıların genel havası olsun, bir ağırlık, bir karanlık var. Her şey için çok geç ya da çok erkenmiş gibi.

Son zamanlarda çevrede bolca bulunan "tematik" grupların yaptığı müziğe benzer bir de tarzı var Lavinia'nın. Şarkılar genellikle tek bir "temanın" (melodinin ya da melodi parçasının) yavaş yavaş evrilmesinden oluşuyor ve her adımda ilk başta atılan temelin üzerine gidiliyor. Adım adım bu ufacık parça evriliyor, büyüyor, genişliyor.... ve siz her adımda bu yeni doğuma tanık oluyorsunuz.

Grubu güzel yapan şey, hemen dinleyiciyi içine çeken atmosferinden çok bu güzellik: kelebeğin kozadan yavaş yavaş çıkması gibi şarkılar var karşınızda.

Hafif ama sürükleyici şeyleri sevenlere tavsiyemdir.

Artıları: Post-rock olması, başarılı atmosferi.
Eksileri: Post-rock olması, dengesizliği, süpergrup olduğunu hafiften belli etmesi, uçuculuğu.
Kime tavsiye edilir: Niye, yeterince post-rock demedik mi?

Lavinia Myspace: http://www.myspace.com/laviniaus
(grubun resmi sitesi bulunmamakta)

There is Light Between Us albüm kadrosu:
Nate Shumaker: gitar, vokal, besteler
Alex Mihm: Davul
Josh Megysey: gitar, banjo ve atmosfer



1. Destroy Yourself
2. A Damning Confession
3. Fires
4. Windmills
5. Bone and Arrow