26 Ekim 2010 Salı

Biohazard - Mata Leao

Biohazard aslında çok az tanıtım isteyen bir topluluk: Amerikan hardcore punk piyasasının en tanınmışlarından birisi. Hayranları ise, genellikle ya ilk albümlerinden, ya Urban Discipline'den (1992)' ya da Uncivilization'dan (2001) tanıyorlar. Grubun diskografisinde de zaten bu iki albüm, son albümleri Means to an End ile birlikte en çok ses getirenleri oldu.

Fakat, Biohazard'ın diskografisinde asla ve asla es geçilmemesi gereken ve her punk, metal ve hardcore hayranının mutlaka ama mutlaka dinlemesi gereken bir albüm varsa, o da 1996 tarihli Mata Leao'dur.

Sebeplerine gelirsek. Her şeyden önce Mata Leao, eğer yakın zamanda dünya tamamen değişmez ise daha yıllarca o anki dünyanın içinde kendisine rahatça yer bulabilecek bir albüm. Sözler genellikle punk ruhunu (ya da new school punk ve/ya punk'ın yozlaşarak ana-akıma katılmasından önceki haliyle) yansıtıyor: hatta ilk şarkı hiç lafı dolandırmadan "Fuck the rules" diye bastırıyor. Evan Seinfeld'in rahatça tanınan ve zaman zaman burnu tıkalıymış gibi verdiği vokal albümün güzelliğini ayrıca arttıran bir etken, ve albümün bütününü yansıtır gibi bir havada zira asla mükemmel değil, hatta bir-iki kere sanki hafiften kayıyor bile.

Ki, Mata Leao'yu bu kadar güzel yapan şey de mükemmel olmaya kasarak vakit harcamayacak kadar dürüst olması. Şarkılar birbiri ardına farklı tokatlar yapıştırıyor ve bunu yaparken ne sözünü, ne sertliğini ne de duygusunu saklıyor. Depresyondan ("Waiting to Die") başkaldırıya ("Authority"), dünyanın felaket halinden ("These Eyes (Have Seen)") içe dönüşe ("Cleansing") pek çok duygu ard arda dinleyiciye çarpıyor.

İfade edilenin ana aracı olan müziğe gelirsek.... tek kelime: mükemmel. Evan Seinfeld'in rahatlıkla ayrılan vokali ve gümbür gümbür kattığı bas gitar, Billy Graziadei'nin hardcore punk'ı yiyip bitirmiş gitarları ve geçişleriyle birleşiyor ve ortaya çıkan müzik sert, aman vermez, şiddetli ve bazen baş döndürücü hızda. Danny Schuller ise davullarda harikalar yaratıyor - zaman zaman son derece hızlı ve sert, bazen daha yumuşak ve istediği anda müziğin içinde (dinleyicinin dolduracağı) boşluklar yaratarak zaten mükemmel olan albümü süslüyor.

Uzun lafın kısası, bu albümü almaya asla hazır olamazsınız zira kati suretle atlatamayacağınız, tramvatik güzellikte bir eser ile karşı karşıya olduğunuzu ancak son şarkı sessizliğe kaydığında anlayacaksınız.

Artılar: Her şey.
Eksiler: Yok.
Kime tavsiye edilir: Herkese ama herkese.

Biohazard Myspace: http://www.myspace.com/biohazard

Mata Leao albüm kadrosu:

Evan Seinfeld: Lead vokal, bas gitar
Billy Graziadei: lead gitar, ritm gitar, vokal
Danny Schuller: Davul ve perküsyon



1. Authority
2. These Eyes (Have Seen)
3. Stigmatized
4. Control
5. Cleansing
6. Competition
7. Modern Democracy
8. Better Days
9. Gravity
10. A Lot to Learn
11. Waiting to Die
12. A Way
13. True Strengths
14. Thorn
15. In Vain

23 Ekim 2010 Cumartesi

Mükemmel Albüm Kriterleri

Atlasımda bazı albümlerin "mükemmel" olması ve notlarının 10 üzerinden 10 olması çeşitli faktörlere bağlıdır. Sonuçta bu bloga koyduğum albümlerin büyük bir çoğunluğu apayrı yerlere sahip; kaldı ki, bazı albümler gerçek anlamda birtakım kriterleri sağlayarak 10/10 gibi bir skora erişebiliyor.

Neden bu kadar "bol keseden" verilip durduğunu açıklamak ihtiyacı hissediyorum. 8 adet kriterim mevcut.

1. Kendine özgülük. Bu çok önemli bir faktör. İlla ki bazı klişeler (ritm, form) bulunacaktır, ve elbette ki müzisyen müzik olarak benzediği / gruba benzeyen isimler çıkacaktır, fakat ortadaki müzisyenin buna rağmen bir tür "kendine haslık" içermesi çok da zor olmayabiliyor. Eğer türün özellikleri belli edilirken bir tür kimlik yüzeye çıkıyorsa, o topluluğun bir kendine özgülüğü oluşuyor. Sonuçta The Foreshadowing doom metal grubu, ama ortaya çıkan bileşke klişelerden bağımsız olmayarak kendini rahatça bulabiliyor.

2. Tutarlılık. Bakın arkadaşlar, Lacuna Coil'in Shallow Life albümü rezaletti, zira sürekli "yeni etkileşimler bulalım" derken "ne bulursak katalım" mentalitesine yenik düşerek sonuçta düzgün, başı sonu belli ve duruşu belirli bir albüm değil bir "çorba" yaratmışlardı. Kendi içinde bir tür tutarlılığa sahip olan albümler, en acayip anlarda ya da en abes noktalarda bile bir şekilde çıkan "ayrıksılığı" kendi bünyesinde eritebilenlerdir. Bu tutarlılık sadece enstrüman kullanımı ya da müziğin kendisi ile olmak zorunda değildir - misal, Mushroomhead'in bir albümü bir albümünü tutmaz, ama (en azından XX ve sonrasında) her albüm kendi içinde özel bir havaya sahiptir ve bu hava bütün şarkılara sıçrar. Haliyle, herhangi bir şarkı çalınca hangi albümden olduğunu rahatça bilirsiniz, çünkü albümler hep kendi içlerinde tutarlıdırlar. Ki....

3. Akış. Bu, pek çok albümün mükemmelliği kaçırma sebebi. Albüm çok güzel giderken birden önceki ve sonraki şarkılarla tamamen alakasız ve niye orada olduğu belirsiz, kulağa batan bir şarkı çıkageliyor çoğunlukla. Pek çok albüm bu tip "bu ne ya?" şarkıları içerdiği için mükemmel olmaktan uzak. Tutarlılık ile birebir bağdaşan bu kriter, pek çok durumda "Abi, mükemmel albüm ama bir de (şarkı) olmasa..." dedirtiyor ve şahsen bana kaç kez saç baş yoldurdu (hele akışı bozan şarkı bariz bir şekilde single olma amacıyla yapıldıysa.) Bu madde de bizi bir sonrakine götürüyor:

4. Akışkanlık. Bakın Pain of Salvation'ın "The Perfect Element I" albümü, 73 dakikadır ama baştan sona öyle bir akar, şarkıları birbirine öyle bir bağlar ve öyle güzel ilerler ki anlamazsınız bir küsür saatin nasıl geçtiğini. Fakat, mesela, Lacuna Coil'in Shallow Life'ı(1) 48 dakika gibi normal bir süredir ama bir türlü bitmek bilmez. Eğer bir albüm rahatça akıyor ve en uzun şarkılar bile kendilerini kastırmadan dinletiyorsa, o zaman o albüm zaten fazlasıyla iyi demektir. Bakın, The Tangent'ın çıkış albümünün (The Music that Died Alone) ilk şarkısı 22 küsür dakikadır ama zevkle geçer o 22 küsür dakika. Bununla bağlantılı olarak, bir sonraki maddeye gelirsek:

5. Sürükleyicik. Ayreon'un artık efsaneleşmiş The Human Equation albümü, iki CD'den oluşur ve toplamda bir saat kırk iki dakika gibi bir süreye sahiptir. Bu sürenin tamamını ya hikayede bir sonraki bölümde/günde ne olacağını merak ederek geçirirsiniz ya da eğer sözlere önceden bakıp hikayeyi çözdüyseniz, şarkıların bu hikayeyi nasıl vereceğini merak ederek. Albüm aynen bir Agatha Christie romanı misali sürükler insanı ve her şarkı başında "acaba bu neye benzeyecek" dedirtir. Sürükleyicilikten yoksun albümler daha çok, siz onu ne kadar müziğe odaklı şekilde dinlerseniz dinleyin bir süre sonra arkaplan müziğine doğru geri-evrim geçirir.

6. Değişim, Yenilik - Absürdizm Değil. Bu aslında daha çok birkaç albüm çıkartmış olanlar için geçerlidir. Şimdi, sorun şu ki, pek çok müzik topluluğu, bozuk olmayanı tamir etmeye çalışma hatasına düşüyor. Tarzlarında her şey yerindeyken birden her şeyi değiştirme ihtiyacı duyuyorlar ve bunu "ilerleme" olarak nitelendiriyorlar. Pain of Salvation, Dream Theater gibi bir progresif metal babasını yerinden edebilecek potansiyele sahip bir grup idi. Şu anda düz country rock yapıyorlar ve "progresif" sözcüğü ile hiçbir alakaları yok. Gerek teknik güzelliği, gerek yarattığı konseptler, gerek sahip olduğu duygu olsun birbiri ardına mükemmel albümler çıkartan bir grubun önce nu-metal/rap rock yapıp oradan country rock'a geçtiğini görmek açıkçası içler acısı. Tersi argümana örnek verirsem: Mindless Self Indulgence her albümde daha az hiperaktif, daha organik ve daha bildiğimiz tip "müzik"e yakın hale geliyor: ve bu onlardan hiçbir şey götürmediği gibi, birbirinden güzel albümler yapmalarına olanak tanıyor.

7. Klon Albümlerin/Şarkıların Yokluğu. Tekrar, birkaç albüm var ise geçerli bir kriter. Bak arkadaşım, ben "Grubun Albümü 3: Grubun Güzel Albümü 2" yi dinlemek istemiyorum. Sadece grubun üçüncü albümünü dinlemek istiyorum - kalkıp da bana grubunun güzel albümünün az çok kopyasını sunarsan zaten yaratıcılık yoksunu ya da önceki başarının üzerine yatar durumdasındır ve değil mükemmel, güzel bir albüm bile olabileceğin şüphelidir. Misal, Ayreon'un 01011001 albümü çok başarılı bir albüm değildir zira "Ayreon müziği içeren bir albüm" olmaktan çok "Ayreon'un önceki albümlerinin bileşkesi"dir - hatta albümün son birkaç saniyesi birebir The Human Equation'ın sonundan kopyalanmıştır.

Kopya şarkı kavramına gelince.... bir şarkıda işe yarayan şeyleri bütün şarkılarda aynen kullanmak değil mükemmel, güzel bir albüm bile yaratamaz. Eğer, ısrarla bir ya da bir-iki şarkı her albümde mutlaka bulunuyorsa ve birbirinin aynısıysa (Nickelback'in her albümünden çıkan ilk single gibi) o zaman bu albümü fazlasıyla baltalar.

8. Standart gözetiminin bulunması. Her sanatçı yorulur. Misal, Daniel Gildenlöw Pain of Salvation adı altında sürekli birbirinden operatik ve toplamda bir saatten uzun albümleri birbiri ardına çıkartmaktan yorulmuş olabilir - bu, hiçbir şekilde kendi standardını özellikle düşürmesini meşrulaştırmaz. Gitar cambazı adamların daha basit şeyler çalmak istemesini anlarım da, uykularında çalabilecekleri kadar basitleşmelerini anlayamam. Kısacası, son kriterim de bu: ortaya konulan albümün ki albümde bu kendisini belli eder, belirli bir standardın üstü gözetilerek yapılmış olması. Bu zaten bellidir: özenerek ve güzel olması istendiği için üzerine düşülerek yapılan albümler ile tur otobüsünde daha öncekinin dumanı üzerindeyken hızlı tarafından kaydedilen albümler bu yüzden bu kadar farklıdır. Kalite, yadsınamayacak bir kriter ve kalite kendisini belli eder.

Evet, kısaca, bir albümü mükemmel yapan şeyler, benim için efsanevi güzellikte olması haricinde, bu kriterlerdir. Sonra "Sarpadeon fazla bol keseden veriyor" demeyin, henüz Shallow Life'ı incelemedim.

Dipnot ve bir itiraf:
(1)Neden ısrarla Lacuna Coil'in bu albümü ile uğraştığıma gelirsek, ben aslında Comalies ilk çıktığında tanıştım Lacuna Coil ile ve hemen geriye döndüm. In a Reverie ve Unleashed Memories mükemmel albümlerdir (Comalies'ın giriş şarkısını asla ama asla sevemedim ve albüme giriş olarak kötü bir seçim olduğunu düşünüyorum). Bilhassa "Unleashed Memories" benim en zor zamanlarımda sürekli yanımda olmuş olan ve her tınısında ayrı ayrı kendimi bulduğum bir albümdü.

Sonra ne mi oldu? Lacuna Coil (niyeyse) "Amerika'yı fethedelim!" dedi ve birden Amerikanlaştırdı kendisini. Müziği pop rock'a yaklaştırdı, atmosferini paramparça etti, boş boş şarkılarla, Çin Halk Müziği Orkestrası'ndan çıkmış gibi geçişlerle, en iğrenç ve en zombi ikonu popçuyu aratmayacak cilalı birtakım müziklerle kendisini basitleştirdi. Uzun lafın kısası, sırf "daha fazla Amerikalı dinlesin" diye kendilerini belirli kalıplara sokarak özgünlükten uzak, rahatça başkasıyla karıştırılabilecek ve açıkçası banal, rezil bir müzik "üretmeye" başladılar. Yaratmaya ya da ortaya dökmeye değil, üretmeye.

22 Ekim 2010 Cuma

Dope Stars Inc. - ://Neuromance

İtalyan endüstriyel metal devi Dope Stars Inc, aslında 10,000 Watts of Artificial Pleasures EP'sini tamamen vokal Victor Love'ın çabalarıyla çıkarttığında, daha sonradan başına geleceklerden habersizdi. ASP, Attrition, Garden of Delight, Emilie Autumn gibi isimleri bünyesinde barındıran Tristol Müzik Grubu'nun paçası haline gelmesine bu küçük EP aracı oldu.

Sonrası ise, 1984'te William Gibson'ın tamamen gelecekte olanlardan habersiz bir şekilde "Neuromancer" romanını yayımlamasından çok farklı olmadı.

Dope Stars Inc'in ilk albümü ://Neuromance, ve grubun henüz üç stüdyo albümü içeren diskografisindeki en enerjik albüm. İçindeki EBM etkisi bariz: drum machine ile çıkartılan ve EBM tarzına uygun davullar ve synthesizer ağırlığı mevcut. Normalde "endüstriyel metal"in "çoğu metal azı endüstriyel" anlayışı yerine, müziği resmen yarı yarıya bölen bir anlayış çıkıyor.

Dope Stars Inc'in en güzel özelliklerinden bir tanesi, piyasadaki milyon tane endüstriyel metal grubunun çoğunun aksine, rahatça tanınabilir bir müziğe ve tarza sahip olmaları. Bunu sağlayan birkaç faktör var. Gruba ağır bir "asi gençlik" ve cyberpunk havası hakim: ismini cyberpunk edebiyatının babasından alıyor olmasından ötede de, kendi içinde endüstriyel müziğin çağa getirdiği başkaldırı ve eleştiriyi çok güzel oturtuyor. Grubun sözleri, duruşu ve genel imajı zaten rahatça öne çıkmalarını sağlıyor. Zaten endüstriyel müzik yeterince gotik kültürden beslenirken bir de cyberpunk edebiyatı desteği girince işin içine, ortaya ilginç eserler çıkıyor denebilir.

Victor Love'ın vokali çok rahatça ayırt edilebilir bir etken, her ne kadar bunun sebeplerinden bir tanesi fazlasıyla ağır aksanı olsa da. Ama her şeyin ötesinde, Victor Love'ın programladığı synthesizer ve drum machine ile gitarist Alex Vega'nın uyumu grubun müziğini belirliyor - Vega, punk ve speed metal hatırlatan bir power akor canavarı ve bir şekilde melodik bir enstrümanı (gitar) aynı anda ritmik bir enstrüman olarak da rahatça yedirebiliyor. Bu, grubun endüstriyel ve metali son derece güzel bir dengeye oturtmasını sağlıyor ve beklenenin dışına çıkabilmesine olanak tanıyor: sonuçta endüstriyel müzik ağırlıklı olarak sample bazlıdır, ama metal müzik daha çok riff ve değişim üzerine döner. Dope Stars Inc ise, belki de pek çok şeyi Victor Love'ın yapıyor olmasından dolayı, rahatça kendi dengesini buluyor.

Fakat bu güçlü bileşkenin ötesinde, ://Neuromance'i muhteşem bir albüm yapan şey çeşitliliği. Albümün protestosu sabit olsa da, zaman zaman kendini eğlenceye ("Infection 13"), bazen romantizme ("Platinum Girl") bazen hüzne ("Generation Plastic") ve diğer zamanlarda öfkeyle dansa teslim etmesi ("Theta Titanium") albümü dinamik ve sıkıcılıktan uzak kılıyor - tanıdık ögeler her şarkıda var, ama şarkı ardına şarkı ardına şarkı aynı ve değişmeyen endüstriyel metal klişeleri yerine karakter ve vizyon sahibi bir grubun kendini ortaya koymasını dinliyorsunuz.

Ki, ://Neuromance'in mükemmel (evet, mükemmel) olma sebebi de bu.

Artılar: Her şey.
Eksiler: Yok.
Kimlere tavsiye edilir: Herkese.

Dope Stars Inc resmi sitesi: http://www.dopestarsinc.com/
Dope Stars Inc myspace: http://www.myspace.com/dopestarsinc

://Neuromance albüm kadrosu

Victor Love: Lead vokal, synthesizer, programlama ve drum machine
Alex Vega: gitar
Darin Yevonde: bas gitar



1. 10,000 Watts
2. Infection
3. Platinum Girl
4. Make a Star
5. Vyperpunk
6. Generation Plastic
7. Rebel Riot
8. Theta Titanium
9. Self Destructive Corp.
10. Plug'n'Die
11. Defcon 5
12. Trance-Former
13. C-Beams

21 Ekim 2010 Perşembe

Dark Fortress - Ylem

Dark Fortress, aslında hayli ünlü bir Alman black metal topluluğu. Black metal'in son zamanda taze ve türü ileri götürmeye yönelik işlerle yüklenmeye başlaması esnasında piyasaya birbiri ardına güzel albümler çıkmaya başladı. Bunların arasında Mayhem ve Darkthrone gibi devler de var idi (bazıları, bu albümlerin ünlü Burzum kurucusu Varg Vikernes'in hapisten çıkmasına yakın olduğu için bir tür "adak adama" olduğunu iddia etmekte). Dark Fortress bu esnada beşinci albümü Ylem'i çıkarttı.

Albüm, ismini evrenin yaratılışından hemen sonra varolmaya başlayan teorik "proto-madde"den alıyor. Hatta, albümle aynı ismi taşıyan ilk şarkı da Ylem parçacığının evreni yarattığı gibi paramparça edeceği üzerine karamsar ama dişlerinizi gıcırdattığınızda notalar döktürecek kadar sağlam bir şarkı ile açılıyor. Fakat, grubun bir önceki (ve çok sevilen) albümü Eidolon'un aksine, Ylem bir konsept albüm değil.

Normal şartlar altında black metal pek sevmem ve dinlediğim ilk black metal albümü de Ylem idi. Şaşırdığımı söyleyebilirim - kendisini Satanizm ve militarizm kokan imajın ve görüntünün içinde kaybedeceğine daha basit bir görüntü ama daha vurucu bir müzikle giriyor Dark Fortress. Albümün garip bir rahatlığı var - insanı yormuyor, zorlamıyor ama bu rahatlığı basitlik ya da salmışlık ile karıştırmak hata olur. İnsanı rahat ettiren ama sert (ya da metalci tayfanın deyimi ile "brutal"), karanlık ve karamsar bir albüm.

Black metal ögelerinin pek çoğuna rastlamak mümkün: blast beat kullanımı, gitar taramaları, brutal vokaller (ki aksine sadece iki noktada, "Evenfall" ve "Sycamore Trees", rastlanıyor) ve genel bir vuruculuk - albüm, dinledikten her sonra dişlerinizin arasından müzik parçacıkları temizlemenizi gerektirecek kadar "dişe dokunur" bir yapıya sahip. Her şarkı dev, epik, ödün vermez bir sertliğe ve vizyona sahip. Zaman zaman daha ağır ("As the World Keels Over") bazen daha eşlik edilesi ("Hirudineans") ve bazen sludge sınırlarında dolaşan ("The Valley") şarkılara rastlamak mümkün. Değişmeyen şey ise, albümde boş olmaması - her şarkı bir öncekinden daha güzel, daha akılda kalıcı ve daha epik oluyor.

Albüm, dört dörtlük ve sert tarzlardan hoşlanan metal müzik hayranlarını memnun edecektir - ve mutlaka dinlenmesi gerekir.

Artılar: Atmosfer, sertliği, black metal ile arası olmayanlara da açık olacak kadar ortada bir albüm olması.
Eksiler: Sertliği, bazen çok akılda kalıcı şarkılar içermeyebiliyor olması.
Kime tavsiye edilir: Black metal ve metal dinleyen, brutal vokalle arası olan herkese.

Dark Fortress resmi sitesi ve myspace: http://www.myspace.com/darkfortress (resmi site, myspace sayfasına yönlendirme içeriyor.)

Ylem albüm kadrosu:
Morean: Vokal
Seraph: Davul
V. Santura: Lead gitar
Asvargr: Gitar
Draug: Bas gitar
Paymon: Klavye



1. Ylem
2. As the World Keels Over
3. Osiris
4. Silence
5. Evenfall
6. Redivider
7. Satan Bled
8. Hirudineans
9. Nemesis
10. The Valley
11. Wraith
12. Sycamore Trees