22 Haziran 2011 Çarşamba

Yeni Albüm Çilesi

Yeni Albüm Çilesi nedir? Benim senelerdir çektiğim bir çiledir - nedense, dinlediğim grupların çoğu yakın zamanda albüm çıkartmaya kalkar ve ben o esnada zaten alıp yürümüş yeni keşiflerimin üzerinden daha geçemeden bir de ikinci albümlerle uğraşmak zorunda kalırım. Ve hani tam sakinledi derken yeni şeylere bir türlü geri dönemem. Beni bu şekilde yıllarca beklemiş albümler var (Witchcraft'in Firewood'u sağlam bir üç senedir benim keyfimi bekliyordu misal.)

Şimdi, sorun şu ki, dinleyip hazmedecek vaktim de sınırlı olunca elim kolum bağlanıyor. Buna bir de esasen Angry Metal Guy tarafından ortaya atılan "Azalan Albümler Yasası"nı koyun (bir grubun her yeni albümünün kaliteyi hafif düşürmesi) ve problemi anlayın derim.

Şimdi, önümüzdeki maçlar neler? Diablo Swing Orchestra üçüncü albümünü çıkartacak, kısmetse uneXpect dördüncüyü. Been Obscene, Mühr, Samsara Blues Experiment, Ideosphere, Borracho, galiba Tides of Man.... bunların hepsi yeni albüm hazırlığında. 26 Ağustos'ta Diary of Dreams'in "Ego:X" albümü gelecek, Grendel yeni albüm yapıyor, eğer şirket bulursa Embellish ikinci bir albüm yaratacak, Chapel of Thieves yaptığını duyurmuştu (gerçi ne oldu bilmiyorum) kışa doğru Abney Park çıkartır yeniyi...

Bazen cidden her şeyi sindirecek vaktim olmuyor. Toplamda neresinden baksak 12-13 yıldır müzik tam anlamıyla bir bağımlılık benim için ve yıllar geçtikçe, bazen, albümleri hatırlamak güçleşebiliyor. Bazen geri dönüp eski albümleri tekrar dinliyorum ve unuttuğumu fark ediyorum. Sürekli yeni albümler dinlediğim ve deli gibi Doommantia'ya ve buraya yazı yazdığım düşünülürse aslında normal, paso ekstra bilgi geliyor zira. Ve müzik, kitap, film gibi, tekrar tekrar işlenerek ancak hafızaya yerleşecek tip bir "hardware" bazlı anı türü.

Neyse, bakalım gelecek neler getirecek. Normalde bir Mushroomhead yazısı planlıyordum ama, yeni albümü bir türlü sevemedim gitti. Onun da vakti elbet gelecek, Savior Sorrow'a da alışamadıydım ilk başta. Onun yerine biraz Diablo Swing Orchestra'dan bahsetmek lazım, kaçırdığınız çok şey var (eğer dinlemediyseniz tabi) sevgili okur.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Ideosphere - Black Hole Transmission

Müdavimlerden Sludge Swamp, geçen gün, kapandığını duyurdu. Bunun üzerine, Ağustos 22 planını duyduğumda Stonerobixxx üzerinden verdiğim tepkiyi Sludge Swamp'ta verdim ve siteyi baştan aşağı tarayarak gözüme hoş gözükenleri dinlemeye başladım. Aradan çıkan ve hoşuma giden materyali depoladım bir köşeye ve üzerinden tek tek geçeceğim. İlk adımım ise Ideosphere'in 2010 tarihli ve çoğunlukla gözden kaçırılmış albümü.

Bizi beklenmedik yerden vuran Ideosphere, aslında New Jersey'li bir grup. Evet, New Jersey'den böyle şeyler çıkabileceğini aklımın köşesinden geçirsem gider yerleşirdim o apayrı bir gerçek. İcra ettikleri müzik esasen progresif rock olarak geçiyor ama, açıkçası prog rock'ın işlevsel kısımlarına sahip olabilirken, müzik türünü yerin dibine sokan şeylerden arınmış bir müzik var elimizde. Tabii ki grubun kullandığı müzik sadece prog rock değil: psychedelic ve space rock etkileri olduğu gibi, bir-iki noktada doom etkisi mevcut.

Ortaya çıkan bileşke ise tek kelimeyle mükemmel. Retro rock sayılabilecek bir yaklaşımla giren grup, 70'ler psychedelic rock temelini kendi müziğine entegre ederek ve progresif rock'ın teknik hakimiyeti ile birleştirerek eşsiz ve bağımlılık yaratan bir hava yakalıyor. Cidden, albümü ben "ya şu neye benziyormuş" diye baktıktan sonra edindim ve edindiğim günden beri de pek başka bir şey dinlediğim söylenemez. Albüm beni resmen ele geçirdi ve bu kadar esir olduğum albüm sayısı çok ama çok azdır.

Normalde şarkılar tek riff ile başlayıp, bunu nakarata bağlayan ufak geçişler ve psychedelic arkaplanın üzerine yayılan efsanevi sololardan oluşuyor. Varlığını zaman zaman belli eden bir bas ve gümbür gümbür davullara güzel bir vokal, arada eklenen koromsu sesler ve klavye ile de müzik kendini tamamlıyor. Vokal ise, bilhassa sözler ile birleştiğinde çok etkili, zira şarkılar ufak hikayeler anlatıyor. Misal Bad Bob bir motorsiklet çetesi olan kötü ruhlu Bob'ın cehennemin duayeni olmasını anlatırken Fantasma ters gitmiş bir evliliği konu alıyor.

Grubun çok yaptığı şey ise türler arası geçiş. Bir şarkı desert rock olarak başladığı gibi prog rock'a bağlayabiliyor (Bad Bob), ya da sakin, garip bir atmosferik şarkıyken birden sludge metal kadar ağır bir türe geçildiği oluyor (Herman!) ve genel olarak Ideosphere'in, etkileşimlerini rahatça sergilediği fakat bunların arasında boğulmak yerine kendi kimliğini bu etkileşimlerin üstüne ve ötesine yerleştirdiği söylenebilir. Zaten grubun güzelliği tamamen buradan geliyor.

İşin ilginci, rock müzik ile içli dışlı olmanız ve/ya rock müzik kavramını az çok bilmeniz bile yeterli bu albümün tadını çıkartmak için. Albümün bağımlılık yapan yönleri arasında albümün rahatlığı ve ılıklığı var. Rahatça oturup hiç kendinizi kasmadan saatlerce ve defalarca çevirebileceğiniz tip bir albüm Black Hole Transmissions. Baştan sona, sondan başa, yanlamasına, nasıl geçerseniz geçin, efsanevi güzellikte ve tek kelimeyle MÜKEMMEL bir albüm. Kenarda köşede kalmışlara olan ilgimin gerçek anlamda işe yaradığı anlardan bir tanesi bu grup ve bu albüm, zira, gerçekten es geçilmiş bir klasik var elimizde diyebilirim.

Artılar: HER ŞEY. ALIN, BULUN, ÇALIN, BİR ŞEKİLDE DİNLEYİN ŞUNU.
Eksiler:Yok.
Kimlere tavsiye edilir: Herkese.

Ideosphere myspace: Ideosphere

Black Hole Transmissions albüm kadrosu:
DonaldDemon: Gitar ve vokal
Eggie: Bas ve vokal
DinnerDate: Davul ve perküsyon



1. Murgatroyd to Heavens
2. F.O.G. (Fear of God)
3. Bad Bob
4. Complicated
5. Fantasma
6. Broken Bones
7. Herman!

Dark Castle - Surrender to All Life Beyond Form

Pek çok grubun düştüğü bir hata var, hatanın adı da "bozulmayanı tamir etme ihtiyacı." Dark Castle'ın Spirited Migration albümünü inceleyeli çok olmadı, ve sadece bu yazıya referans olması açısından, hayatımda dinlediğim en güzel albümlerden olduğunu da söylemiş olmam gerekir. Söylemediysem, şimdi belirtiyorum: Spirited Migration, hayatımda dinlediğim en güzel albümler arasındadır.

Ve grup, resmen bundan pek hoşlanmamışçasına, ikinci albümleri Surrender to All Life Beyond Form ile karşıma çıktı ve bütün hayallerimi yerle yeksan etti. Albüm, hayatımda dinlediğim en manasız albümlerden birisi mertebesine son derece hızla tırmandı ve oradan inmeyi de şu anda reddediyor. Bu yazıyı "bir grup kendi diskografisinde nasıl delik açar" yazı dizisine dönüştürmeye yaklaşacağımı baştan belirtmeyi kendime borç bilirim. Dolayısıyla, şaşırmayın "hata çetelesi" gibi bir yazı bulduğunuza.

Dark Castle, resmen Spirited Migration'ı güzel yapan her şeyi, prodüksyonun düzgün olması dahil, bir kenara atıp tam tersini yapmanın iyi bir fikir olduğu sanrısına kapılmış. Olan basitçe bu. Her şey, vokal ile başlıyor: vokaller berbat. İlk albümdeki brutal ve scream vokaller yerini her çıktığında kulaklığı/hoperlörü cızırtıya boğan, kulak tırmalayan, detone çığlıklar almış. Tamam, sözleri duyuyoruz, fakat şarkının tüm sözleri şarkının adı olunca duymamızın ne anlamı var sorusu geliyor. Vokali her duyduğumda resmen dişlerimi gıcırdattım, vokaller o kadar kötü.

Gitar kullanımı dediğimizde de farklı bir sonuca ulaşamıyoruz maalesef. Gitar tonunu ilk duyduğunuzda hoşuna gideceğini garanti edebilirim: rahatsız, paslı havaya sahip korku filmlerini andıran ve garip bir gitar tonu var, fakat her şarkının başında ve neredeyse aynı şekilde kullanıldığını duydukça sıkılıyorsunuz. Zaten normal şartlarda da ilk albüme havasını veren kalın tonlu, derin, karanlık gitarların yerine en leş sludge metalde zor bulacağınız tip, prosesörden geçe geçe tanınmaz hale gelmiş, distortion basılmış gitarlar var. Bas neredeyse namevcut ve davul adına da söyleyebilecek bir şeyim yok, zira varlığını hissetmediğim gibi, aramadım desem yeridir.

Albümde baştan sona dinlemeyi kaldırabildiğim tek şarkı Seeing Through Time, o da zaten albümden çok önce yayınlandığı ve kulağım alıştığı için, zira geri kalanları tam birer Çin işkencesi örneği. Gitarlar vızıldıyor, vokal zaten cızır cızır kulağınızda ve sürekli iğrenç bir çığlık örneği sergilemekte....

Ha, büyük ihtimalle, grubun yakalamaya kastığı şey, sludge metalin özü olan rahatsız, dinleyiciyi de rahatsız etmeye yönelik ve boğucu havayı yakalamak ve bunda başarılı oldukları bir gerçek. Tek sorun, benim rahatsız edilmek değil, rahatlatılmak istememden kaynaklanan bir uyuşmazlık ve kötü prodüksyona, özellikle, bilerek ve isteyerek kötü prodüksyona karşı olmam.

Artılar: Kağıt üzerinde başarılı bir yaklaşım, Dark Castle ismi.
Eksiler: Kalan her şey.
Kimlere tavsiye edilir: Dark Castle hayranlarına.

(künye için bkz. diğer Dark Castle incelemesi.)



1. Surrender to All Life Beyond Form
2. Stare Into Absence
3. Create an Impulse
4. Seeing Through Time
5. Heavy Eyes
6. Spirit Ritual
7. To Hide is to Die
8. I Hear Wind
9. Learning to Unlearn

8 Haziran 2011 Çarşamba

Howl - Howl EP

Howl ile aslında ben taa ne zamanlardan beri tanışığım (hayır "barlarda çalarken tanıyordum onları" demiyorum) fakat ilk dinlediğimde sludge nedir, stoner doom nedir bilmediğim için "meh, sırf ses adamlar ya" diyip geçmiştim. Arada sırada grupları sindirmek için gereken müzik bilgisi/alışkanlığını geliştirmenin yararlarını da bu grupla bir kez daha öğrendim diyebilirim.

Efendim Howl, bir alternatif sludge metal grubu - buradan Baroness ya da Watertank gibi olduğu anlamı ise pek çıkartılmamalı. Türlerarası bir grup olan Howl, sludge metalin atmosferik ve "genel havası" (sonuçta sludge bir teknik detaydan çok bir duruş tanımlar) yanında death metal, trash metal ve eser miktarda diğer "belirsiz" şeyler ile bir bileşke müzik icra ediyor. Sludge metal havasını death metal usulü on tonluk riff'ler ve trash metal usulü sololarla destekliyorlar diyerek işin içinden çıkmaya çalışabiliriz lakin çıkmamız mümkün olmaz.

Fakat, her şeyden önce bahsi geçmesi gereken bir kişi var: Timmy, grubun davulcusu. Benim favori davulcular listeme girmeye hak kazanacak bir enerji ve kişilik sahibi bu adam. Henry Ranta, Adel Moustapha gibi adamlarda çok sevdiğim "kendini belli etme" meziyetine gayet sahip ve ne zaman müziğe eşlik edeceğini, ne zaman öne çıkacağını, ne zaman sakinleyeceğini iyi bilmesinin yanı sıra teknik hakimiyeti müthiş ve müziğe katkısı yadsınamaz. Adam resmen favori davulcularım listesine son eklenti.

Ufak bir notta da gitar ve vokal kullanımından bahsedilmesi gerekiyor. Doom, death ve sludge etkisi bol gitarlar, kalın ve maşallah balyoz darbesi gibi inen riff'ler çıkartıyorlar, ve bunu, gümbür gümbür bas ve zaman zaman inleyen, zaman zaman böğüren ama her saniye brutal bir vokal destekliyor. Arada giren sololar ise, heavy ve trash metal etkisiyle, geri kalan cümbüşe arka çıkıyor. Genelde şarkılar hızlı, sert ve amansız yerler ve yavaş, sert ve amansız noktalar arasında gidip geliyor.

Grubun bu noktada bahsi geçmesi gereken bir garipliği ise uçucu havası. Evet, doğru duydunuz, uçucu havası. Bu üç şarkılık EP'yi bile sindirmem haftalar aldı, zira şarkılar belirli noktalarda o kadar belirgin ki, diğer noktalarda elinizden kayıp gidebiliyor, hatta bazen dikkatli olsanız da kaçıveriyor. Bunun sebeplerinden bir tanesi, grubun geçişlerinin bazen fazla ani gelmesi, ve bu geçişlerden önce ve sonrasındaki kısımların rahat algılanır ve hatta hipnotik olması. Sizi önce rahatlatıyor, ondan sonra da birden değiştiriyor, fakat hipnozdan çıkış hızınız, değişim hızından daha yavaş ve kalakalıyorsunuz. Buna alışana kadar onlarca defa bu kısacık EP'yi çevirip birden "ne dinliyordum ben?" diye kendinize gelme anları yaşamanız mümkün.

Peki grubun bu bağımlılık yapmaya müsait gücü nerede? Çok basit: grup tamamen kendine has. Howl'a ait bir müzik var ortada ve Howl haricinde başka hiçbir şeye benzemediği gibi, verdiğim referans noktaları (e.g. death metal) ile bile etkileşimi tamamen kendine has bir havayla yapıyor. Herhangi başka bir grubu dinlediğiniz sanrısına katiyen kapılmıyorsunuz ve bu grubun en büyük gücünün kaynağı. Mensup olduğu bütün kategorileri bile kendi bünyesinde öğütmeden ortaya dökmesi güzel.

Uzun lafın kısası? Eğer bahsi geçen türlerle tanışıklığınız varsa, zaten bu albümü kaçırdığınıza inanmıyorum.

Artılar: Müzik, sertliği, harmanlanan türlerin güzel harmanlanması, genel olarak nevi şahsına münhasır olması.
Eksiler: Dinlemek için ekstra dikkat edilmesinin gerekmesi, bazen elinizden kaçıvermesi.
Kimlere tavsiye edilir: Sludge, stoner, doom türlerini sevenler, death metal sevip türün değişik açılımlarına açık olanlar, alternatif türlere yatkınlıkları olanlar.

Howl albüm kadrosu:
Vincent: gitar ve vokal
Josh: gitar
Rob: bas
Timmy: davul

Howl myspace: Howlspace



1. And the Gnawing
2. Oma
3. Kings that Steal